Hobi Olarak Asker
Hobi olarak askerlik mi? Ne saçmalıyorsun dediğini duyar gibiyim, biliyorum ancak birazcık sabır, anlayacaksın.
Merhaba sevgili dostum!
Uzun bir süredir görüşemiyoruz, biliyorum, benim yoğunluğum bağışla. Bugün, uzun zamandır aklımda olan, fikirlerini kalbimde taşıdığım birini anlatacağım sana. Sevdiğim bir türküden bir alıntı ile göstereceğim onu, eminim tanıyacaksın:
“Bir daha gel gel Samsun’dan
Selda Bağcan
Bir daha gel gel Samsun’dan
Sarı saçlım mavi gözlüm
Nerde, nerde, nerdesin dost?”
Eh, parçamızı da verdik, başlayalım o halde. 1881 yılının Selanik’ine gidiyoruz seninle. Bir liderin doğuşuna, çocukluğuna ve bir vatanı kurtarışına şahit olacağız, merak etme, seyahatimizin sonu için bol bol mendil depoladım.
Haydi girelim kapıdan diyecektim ama hala ağlama sesi gelmedi içeriden, biraz daha bekleyelim, heh geldi. Ali Rıza Efendi de gelir birazdan, gel girelim ve babasının bu güzel bebeği isimlendirişine şahit olalım.
“Mustafa”.
Mustafa’nın beş kardeşi oluyor ancak yaşam gelecekteki kayıpları haber verircesine dört kardeşini daha küçükken alıyor yanından ve sadece kız kardeşi Makbule yaşıyor. Henüz 7 yaşındayken babasını da kaybediyor ve okulunu yarım bırakıp ailesiyle beraber dayısının yanına çiftliğe gidiyor ancak o yıllarda bile savaşın acımasızlığını gören gözleri daha fazla çiftlikte kalamıyor ve Selanik’e dönüp okulunu bitiriyor.
Yıllar hızla ilerliyor ve Mustafa Selanik Askeri Rüştiye’sine giriyor ve burada çok sevdiği Matematik Öğretmeni Yüzbaşı Mustafa Efendi isimlerinin karışmasını önlemek için ona Kemal adını veriyor. Askeri Rüştiye de bittikten sonra Mustafa Kemal Manastır Askeri İdadisi’ne, oradan da İstanbul Harp Okulu’na giriyor ve teğmen rütbesiyle 1902 yılında mezun oluyor. Ancak mavi gözleri adeta alev alev bilgi arayan bu adam için bu yetmiyor ve Harp Akademisi’ne giriyor.
Yıl 1905, Mustafa Kemal Yüzbaşı rütbesiyle mezun oluyor Harp Akademisi’nden ve aynı yıl Şam’da bulunan 5. Ordu’nun başına atanıyor. Elbette burada sadece ordu başında durmuyor Mustafa Kemal, halkın sorunlarıyla ilgileniyor, ülkenin geleceği için planlar yapıyor ve yine bu yıl Vatan ve Hürriyet Cemiyeti’ni kuruyor gizlice. 2 yıl sonra Kıdemli Yüzbaşı rütbesine terfi ediyor ve Manastır’da bulunan 3. Ordu Karargahı’na atanıyor. Resmi evraklarda verilen verileri tamamen anlatarak boğmayacağım seni, biraz uzun bir yazı olacak ama inanıyorum ki güzel anılarla birleştireceğim olayları.
1911’de Trablusgarp’ta Osmanlı-İtalya arasındaki savaş devam ederken Atatürk, Tobruk Muharebesi olarak tarihe geçen savaşta, 200 gönüllü ile 2000 İtalyan askerini adeta kovalayarak Nadura Tepesi’ni ele geçiriyor. Takip eden süreçte Atatürk ve komutasındaki askerler İtalyanları Derne’de tutmayı başarıyor ancak Balkan Savaşları’nın başlaması ile Osmanlı’nın cephe kapatmak zorunda kalması Uşi Anlaşmasına, bu da Trablusgarp’ın İtalyanlara kalmasına sebep oluyor. Mustafa Kemal bu olay sonrası Balkan Savaşları için çağırılıyor.
Balkan Savaşları olup bitiyor, her savaş sonunda olduğu gibi birileri kesesine altın koyarken, birileri de evlatlarını toprağa koyuyor.
Bu kısa barış sürecinde Mustafa Kemal askeri ataşe olarak Sofya’ya atanıyor. Buradaki bir kostümlü baloya, hepimizin çocukluğundan bu yana birkaç kez gördüğü yeniçeri kıyafeti ile katılıyor. Öyle ya, insan hafızası çok çabuk unutabilir. Bu ihtimale karşı hemen aşağıya ekleyeceğim fotoğrafı da, merak etme.

Bu sakinlik fazla uzun sürmüyor, 1914 yazında Birinci Dünya Savaşı patlak veriyor. Buradan sonrasını, öncesini bildiğimiz gibi, okullarda bize anlatıldığı gibi biliyoruz, o yüzden hızlıca anlatacağım çünkü asıl anlatmak istediğim, asıl anlamamızı istediği halini göstermek istiyorum.
Çanakkale’ye zırhlılar geliyor ancak 18 Mart 1915 yılında gemileri gibi koca kibirleri sebebiyle ağır bir darbe alıyorlar rota Gelibolu’ya dönüyor. Burada hepimizin bildiği şu sözleri sarf ediyor Mustafa Kemal kaçan askerlere:
Size ben taarruz emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum!
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK
Burada da kendilerini hazin son bekleyen İtilaf kuvvetleri, yine rota değiştiriyor, elindeki güce takviye yaparak Anafartalar Cephesinin açılmasına sebep oluyor. Oluyor olmasına ancak bu olaylar olurken Anafartalar Grup Komutanı olarak atanan Mustafa Kemal ve komutasındaki altı tümen, bir kez daha bu topraklarda işgalcilere yer olmadığını yazıyor tarihin bol kanlı sayfalarına.
Ancak savaşın kalanı bizim için pek de parlak ilerlemiyor, 1918 yılında imzaladığımız Mondros Anlaşması ile yenilgiyi bir kez daha kağıt üstünde kabul ediyoruz ve parça parça bölünüyor ülkemiz…
Dersem inanma, çünkü bu ülkenin ateşten gömleği giymeye hazır halkı, onu özgürlüğüne kavuşturmak için kendi canını riske edecek bir lideri var.
19 Mayıs 1919’da, İtilaf Devletleri’ne karşı silahlanan halkı yatıştırması için gönderilen Mustafa Kemal, beklenen fitili ateşliyor ve Kuvay-i Milliye örgütlerinin kurulmasına ön ayak oluyor. Halkın desteği olmadan bunun gerçekleşmeyeceğinin farkında olan Atatürk, hepimizin bildiği Amasya Genelgesi’ni yayınlıyor ve peşine sırasıyla Erzurum ve Sivas Kongrelerini gerçekleştiriyor.
Takip eden süreçte, şimdi içi doluluğu tartışılan, meclisimiz kuruluyor ve Birinci ve İkinci İnönü Savaşları yapılıyor. Buradan zaferle ayrılsak da Kütahya-Eskişehir Savaşları sırasında ağır darbe alıyoruz. Düşman Ankara’nın dibindeyken tam altı gün Eğitim Kongresi düzenliyor Mustafa Kemal. Bakın sevgili arkadaşlar, Kütahya-Eskişehir olayında Yunanlılar’ın baskısı 10-20 Temmuz’da ağırlaşıyor, Sakarya Nehri’nin gerisine çekilme emri veriyor Mustafa Kemal ve 15-21 Temmuz aralığında bu kongreyi düzenleyecek cesarete sahip. Hatta bu olayı bir alıntıyla hemen detaylandırmış olayım:
Hamdullah Suphi Bey: ‘Vaktinizi almayacağız.’ dedi, ‘Mazhar Müfit Bey’in başkanı olduğu Öğretmenler Derneği, birkaç gün sonra Ankara’da toplanacak. İki yüzden fazla öğretmen katılıyor. Fakat Fevzi Paşa’yı dinleyince tereddüte düştük. Savaşın yoğunlaşacağı anlaşılan bir sırada böyle geniş bir toplantı size ayak bağı olabilir. Uygun görürseniz erteleyelim.’
Mustafa Kemal Paşa: ‘Hayır, hayır, ertelemeyin.’ dedi, ‘Cahillikle, ilkellikle savaş, düşmanla savaştan daha az önemli değildir. Toplantıya katılacağım ve konuşacağım.’”
TURGUT ÖZAKMAN
Sakarya Meydan Muharebesi’ne gelmişken, çok sevdiğim bir videoyu ekleyeceğim buraya, başlığı açıklayan bir alıntıyla beraber:
Bir “Süngü tak!” emriyle tarihin gidişatını değiştiren bu askeri deha, askerliği hobi olarak yapıyor.
AHMET NAÇ
Biliyorum, çok sayıda alıntı yaptım ama bu kadar kaliteli içerik varken, bu kadar güzel kaynaklar varken mahrum bırakmak istemedim, gerçekten dolu dolu bir içerik olsun istedim ve başlıkta neden “Hobi olarak asker” dediğim anlaşılsın istedim. Derdi barış olan, halkının özgürlüğü, eğitimi olan bir adam olduğunun altını bağıra bağıra çizelim istedim. Savaşın ortasında çadırında bile kitap okuyan, eğitim materyalleri hazırlayan Atatürk’ün değerini nasıl bilemediğimizi bir kez daha görelim, eğer başarırsak ders alalım istedim.
Sakarya Meydan Muharebesi sonrasını anlatmak beni biraz üzüyor, çünkü zaman iyi-kötü ayırmadan sert bir şekilde vuruyor insana. Ancak güzel şeylere değinerek devam edelim.
24 Temmuz 1923’te imzalanan Lozan Barış Anlaşması ile halkına aradığı özgürlüğü sunmaya çalışan Atatürk, birkaç ay sonra, 29 Ekim 1923 yılında Cumhuriyet’i ilan ediyor ve yoluna çıkan her şeye karşı adeta zaferini ilan ediyor.
Halkı için bu tarihten sonra da yaptığı inkılaplarla çalışmaya devam eden Atatürk, kendini halkından koruma ihtiyacı hissetmeyen tek lider sanırım.
Gerçekleştiğini görmeye ömrünün yetmediği Köy Enstitüleri ve Hatay’ın vatana dahil oluşu gibi olaylardan hislenmeden bahsetmek zor o yüzden Köy Enstitülerini başka bir yazıya saklayacağım ve bu dehanın hayatını kaybedişini kısaca toparlamaya çalışacağım.
10 Kasım 1938 hepimiz için kötü bir gün, ancak bu güzel insanın bizler için yine bir çift sözü var:
Büyük ölülere matem gerekmez, fikirlerine bağlılık gerekir.
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK
Gerçek bir liderin öyküsüne değinmeye çalıştım bugün sevgili dostum, umarım senin için de keyifli bir yolculuk olmuştur, hemen aşağıya da hazırladığım bir film fikrini koydum, prototip bir afiş, umuyorum ki ileride gerçekleşecek bir film.
Kendine çok dikkat et, bu zor zamanlarda ışığını kaybedersen en karanlık zamanlardan bir ülkeyi sapasağlam çıkarmış bu adamdan ilham al. Asla pes etme, güzel günler bizimle olacak!






--2 Yorumlar--
Kaleminle hep var ol güzel insan. ?