Bir Kurşunun Sevdası
Evet sevgili dostum, bugün seninle hüzünlü bir şarkının hikayesine yolculuk yapacağız. Termosu ben aldım, sen de fincanları al, yola çıkalım. Merak etme, şarkıyı seçtim bile.
“Jeanny, quit livin’ on dreams
Jeanny, life is not what it seems”
Falco’nun muazzam yorumuyla akıllarda yerini alan bu şarkı, çıkışı olan 1984’ten günümüze muazzam bir hit olarak gelmiş durumda. Şarkının gerçek bir hikayeden gelişi öyle etkileyici bir durum almış ki, 41 kişinin intiharına yol açınca Papa II. Jean Paul tarafından yasaklanmış parça. Bu kadar ön bilgi yeterli, geldik.
Ah, İtalya sokakları, güzel şeyler asla eskimiyor. Bu sokakların kokusu ve dokusunun böyle güzel korunabilmesi çok güzel bir şey dostum. Siyah beyaz yıllarda da olsak renkli kişiliğimizle kendimizi fark ettirebiliriz o yüzden şu fötr şapkayı ve ceketi giy, dikkat çekmeyelim.
Hikayemizin ana odağı olan karakterimiz işte şu arabanın yanında sigara içen mafya üyesi, Johann. Bulunduğu yerden yolu kesiyor, dikkatini çekmiştir. Bakma sebebi ise bir kadın. Ah, işte geliyor. Adama baksana, kadına bakarken fonda “Bill Withers – Lovely Day” çalıyor sanki kafasında. Ancak bugün bir farklılık var, bugün uzaktan seyretmiyor, ufak ufak yürümeye başladı bile kadına doğru. Bak, kadın da fark etti ve durdu. Bu arada bu muazzam bakışların sebebi olan kadının adı Jennifer. Ah, konuşuyorlar acaba ne olacak?
Yaşasın, gülüyorlar. Bunlar bir süre böyle gezecek gibi, gel biz de sahilde bir tur atalım, aşıklar yalnız kalsın.
Tamam kısa olacak dedim ve birkaç hafta geçti biliyorum ama bak neler neler oldu. Jennifer adamın mafya üyesi olduğunu öğrendi. Merak etme diyalogları duyacağız şimdi, adamın cebine önceden mikrofon attım, hehehe.
-Jeanny
+Bunu neden daha önce söylemedin?
-Benden çekinmenden korktum, uzaklaşmanı istemedim. Seni seviyorum Jeanny!
+…. Ben de seni seviyorum ama bu iş böyle olmaz. Seni kaybetme riskiyle yaşayamam!
-Yapma lütfen işim yüzünden ayrılamayız.
+Ya biz, ya işin Johann, başka türlü olmayacak biliyorsun.
-Tabi ki seni seçiyorum, işin canı cehenneme Jeanny, ben seni seviyorum!
Haydaa! Bu adam neyin gazına geldi ya, mafya bırakılır mı hiç, bu nasıl bir sevgi? Aha! Gidiyor vallahi patronun yanına, arayacak. Allah’ım çok heyecanlı! Bıraktı. Vallahi bıraktı! Bu nasıl bir yürek anlam veremedim. Dostum biraz eğilerek gezelim, kafamıza gözümüze kurşun gelmesin, gelişmeler beni korkutuyor. Hayır benim anlamadığım bu mafya babası nasıl tamam dedi hemen, ne ara? Neyse bekleyip göreceğiz.
Sen biraz zayıfladın mı? Çıkmadan yiyecek alalım demiştim, bu dönemin yemekleri bazen sorun olabiliyor. İki hafta geçti ve her anlarını dinledim. Mafya kolay pes edecek gibi değil, her gün uyarı mektupları atıyorlar kapıdan ama adam da aksi gibi kararlı. Bu işin sonu hoş bitmeyecek, hissediyorum.
Aylardır buradayız dostum, biliyorum. Ama şu an çok daha önemli bir konu var önümüzde:
Jeanny öldürülmüş.
Evet, doğru duydun. Üstüne üstlük adamı arıyorlar cinayetten. Evet biliyorum çok saçma ama onlar anlamıyor işte. Kesin mafyanın işi bu. Adamı geri alamadılar, hayatını elinden aldılar…
İşte orada, kafede oturmuş kahve içiyor, gözlerinde eşinin özlemi belli. Hiçbir şeyden haberi yok, masum masum etrafa bakınıyor. “Hiç mi vicdanınız yok!” diye çıkışası geliyor insanın bu mafya liderine ya, ne onu yapacak ne de zaman çizgisini değiştirecek cesaretimiz var. El mecbur hüzünlü hüzünlü izliyoruz polisin onu alıp götürüşünü. Biliyorum dostum, söylenecek çok söz var ama yeri değil.
Polis rozetini nereden bulduğumu sorma, ihtiyacımız vardı, buldum. Baksana şu adama, gözleri kan çanağına dönmüş hüzünden, hala onun yaptığını nasıl düşünürler aklım almıyor. Belli, birileri para almış bu adamı hapse atmak için.
Cenaze için adama izin vermemeleri çok büyük bir kabalık. Son kez veda edemedi bile eşine, hayat arkadaşına, biricik Jeanny’sine…
Evet kendimizi hapse attırmak için seninle kavga etmiş olabilirim ama gardiyan olarak girmek çok daha zordu ve aynı koğuşa denk gelmek için yaptığım masraf inan çok fazla. Adamın ne durumda olduğunu merak ediyorum ve yanılmayı umuyorum.
Kendime bir kez daha sövesim geliyor, yanılmadığım için. Baksana , ne hale düşmüş adam. Saç falan kalmamış yolmaktan, delirmiş bir gülüyor bir ağlıyor. Yine kodese kapatacaklar gibi. Elinde de bir kağıt var, bir şeyler yazıyor galiba. Neyse, yatıp uyuyalım biraz, bakalım sabaha neler olacak.
Alarm sesini sen de duyuyor musun? Saat kaç 03.00 mü? Neler oluyor dostum, bu bağırış çağırış nedir?
Lütfen şaka yaptığını söyle bana, o da ölmüş olmasın…
Demek Johann kodesinde ölü bulundu. Elindeki nota ulaşmamız gerek, belki vasiyeti vardır, onu yerine getiririz.
Ah, bu seyahat biraz tuzlu oldu, ancak nota ulaşmayı başardım, bakalım ne yazıyormuş. Merak etme, ben sana çevireceğim:
“Jeanny,hadi ama
Kalk lütfen,ıslanacaksın yoksa
Çok geç oldu bile,gel hadi,gitmemiz gerekiyor bu ormandan,anlamıyor musun ?
Ayakkabın nerede,kaybettin değil mi,ben sana yolu göstermeye uğraşırken
Peki kim kimi kaybetti ?
Sen mi kendini ? Ben mi kendimi ?
Yoksa biz mi kendimizi ?”
Diyecek pek söz yok. Bu şarkı için başka bir öykü anlatanlar da var ama ben bu aşkı görmek istedim, görmeni istedim. Hadi gel, geri dönme vakti.
Yine hüzünlü bir yolculuk oldu, son dönemde pek keyifli olmuyor biliyorum ama elimde değil, bu olaylar daha çok ilgimi çekiyor şu sıralar ve senin de görmeni istiyorum. Şimdi evlere dağılma vakti. Mafya ateş almak istemeyen bir mermiyi sadece çöpe atmadı, önce vurmak istemediği hedefi vurdu, sonra o mermiyi öyle bir yerleştirdi ki hedefe, herkes öldüren vuruş o sandı.
Yaşam da böyle işte dostum, perspektif her şeyi değiştiriyor. Artık ayrılık vakti.
Kendine dikkat et, daha güzel maceralarda görüşmek dileğiyle.





--0 Yorum yap--