Anlatıcının Öyküsü
Kıymetli dostum Büşra’ya selam olsun 🙂
Tekrar merhaba sevgili arkadaşım,
Son yolculuğumuzun üstünden epey zaman geçti, biliyorum. Tahmin ettiğimden biraz daha yoğun bir zaman diliminden geçiyorum. Bugün Türk Edebiyatı’nın önemli hikaye yazarlarından olan Tomris Uyar’ı ele alacağız.
Başlamadan yine parçamızı veriyorum.
Yeni Türkü – Yağmurun Elleri
“Hiç kimsenin, yağmurun bile
Böyle küçük elleri yoktu.”
Tomris’in hukukçu olan anne ve babasının edebiyata olan ilgisi düşündüğümüzde, çeviri ve öyküye olan ilgisinin nasıl oluştuğunu anlıyoruz. Turgut’un aksine varlıklı bir ailede büyüdüğü için kolejlerde öğrenim gören Tomris, lise sıralarında ilk öykü denemelerini yazmış ve üniversitede çevirilere başlamış. İlk çevirisini yaptığı sırada kolej aşkı olan Ülkü Tamer ile evlenmiş, çevreleri tarafından ölümün bile ayıramayacağı söylenmişti. Ancak kader biraz fazla melankoli seviyor zira çocukları olan Ekin sütten boğulmuş ve bu büyük aşk böyle veda etmiş bize.
Tomris kesinlikle aşkın kadınıymış. Ülkü Tamer ile boşandıktan sonra Cemal Süreya ile evlenmiş, hatta öylesine aşık olmuş ki Cemal Süreya, Tomris’in “Şahsiyet Rötarı” dediği bir olay ortaya çıkmış. Belki duymuşsundur bunu sevgili dostum ama yine de bahsedeyim istiyorum ki Cemal Süreya nasıl seviyor bir kez daha görelim.
Cemal Süreya, her gün işten çıkar çıkmaz hiçbir yere uğramadan eve gidermiş. Tomris bir gün “Biraz da arkadaşlarının yana git, vakit geçir.” demiş. Öyle ya, Süreya da ertesi gün on dakika geç gelmiş, sonraki gün on beş, sonraki gün yarım saat. Böyle böyle derken bir gün Tomris örtü silkelerken gerçeğin kırıntıları dökülmüş ortaya. Cemal Süreya her gün gelip kapının önünde “gecikiyormuş.”
Aradan üç yıl geçmiş ve bu aşk da biterek dostluğa evrilmiş. Bu aşkın bitimine yakın Tomris ile Turgut tanışmış. Tomris öyle uğur getirmiş ki Uyar’a, yedi yıl süren suskunluğunu bozdurmuş adeta. Bu yüzden Turgut ona Esin Perisi demiş. Turgut’un kaybetme korkusu ile sevdiği Tomris’ten de bir çocuğu olmuş. Tomris’in en uzun ilişkisi 1969 yılında böylelikle başlamışken, 1985 yılında Uyar’ın hayatını kaybetmesiyle sona ermiş. Turgut’tan Tomris’e ise şu muazzam dizeler kalmış:
Bütün bu hikayede bir de geride kalan var ki biz onu “Fazla Şiirden Ölen Şair” olarak biliriz. Evet Edip Cansever’den bahsediyorum. Bir türlü Tomris’i kendine aşık edemeyen ama aşkından da asla vazgeçmeyen Edip Cansever. Yazdığı şiirler mi yoksa Platonik aşkı mı öldürdü bilinmez ama hislerini asla gizlemediğini yazdıklarından biliyoruz. Tomris’in doğum günü olan 15 Mart’ta her yıl bir şiir yayınlayarak aşkını ilan edişi de bunun en büyük örneği zannımca.
“Bir adın vardı senin, Tomris Uyar’dı
Adını yenile bu yıl, ama bak Tomris uyar olsun gene”
Tüm bu olanların ardından Tomris’in aşka doymuş yüreği 2003 yılında yenik düşüyor yaşam hevesine ve geriye yüzlerce şiir, mektup, öykü ve güzel anılar bırakıyor, bizi de yazımızın sonuna getiriyor.
Bu yazıyı hazırlarken çok düşündüm, Tomris’i tam anlatamamaktan korktum ama güzel sevileni seveniyle anmak daha mantıklı geldi. Normal seyahatlerimiz gibi olmadı ama merak etme, o seyahat için de hazırlıklarımı tamamlıyorum 🙂
Kendine dikkat et ve unutma;
Yaşam daima bize gülmek için sebep vermeyebilir,
Bazen sebebi kendimiz eşeleyip bulmalıyız 🙂





--0 Yorum yap--