Comeback
Uzun zaman oldu buralara yazmayalı, başlayalım bakalım…
Gelenek bozulmasın o halde, şarkıyı verelim;
“Derindeyim, çok derindeyim.
Çok karanlık bu benliğim.”
Şimdii nereden başlasaak, nereden başlasak…
Son metni yazdığım kişiliği kaybettim geçen süre zarfında. O yüzden biraz dağınık, hatta fazlasıyla dağınık bir metin olacak, biraz uzun olacak, biraz gereksiz olacak ama kaçarı yok, bu zehir bu zihinden artık atılacak.
İnsan zihnini konuşarak başlayalım sevgili okur, şu an orada olmasan da, hiç okumasan da sana hitap etmek güzel, hep dinleyen birinin kendini anlatması zor olur, sen ise sabırlısın bu metinler senin için. İnsan zihni oldum olası bana karmaşık gelmiştir. Düşünce yapıları, sevdikleri, hayalsiz yaşayışları, hobileri ve daha nicesi. Bir türlü anlam veremedim şu 20 senelik yaşantımda insanlara ve yaptıklarına. Saçma sapan sözleri olan, sadece ritm üzerine kurulmuş şarkılar, absürt eğlence çeşitleri, absürt alışkanlıklar. Öyle ki, gerçekten uzaylı olup olmadığımı düşünür oldum. Dürüst olalım sevgili okur, ben her zaman biraz deliydim(tamam birazdan fazlaydı kabul) ama son dönemde arttı bu durum, sen de fark etmişsindir belki. Ne buraya yazdım, ne başka bir yere, tek satır yazamadım, kaldım bir demet maydanoz gibi ortada. Hatta belki o bile daha yaşam dolu kalmıştır bana göre. Bu uzun bir yazı olacak sevgili okur, uyardım, “Fincana kahve koydum gel” sevgili okur. Bu gece bize uyku yok gibi.
Uzun bir süre geçti, kelime seçmek güç, nereden başlayacağımı kestirmek güç… Yaratıcılığımı kaybettiğim gerçeğiyle yüzleşerek başlamalıyım herhalde, elbet oradan varırız bir yere, değil mi sevgili okur? Son dönemlerde, ki bayağı oldu galiba, ne derste, ne yaptığım işlerde, ne hayatımda bir iki sene önceki yaratıcılığımı bulamaz oldum. Sıradan bir insan oldum galiba, bilemiyorum ve bu durum beni biraz ürkütüyor. İnsan olmak elbette güzel, en azından bunu başarabildiğimiz sürece, ama günümüz standartlarını almış bir insana gerçekten insan demek o kadar zor ki… İnsanlığa zıt bir insan kavramı gelişiyor, her ne kadar ironik gelse de kulağa. Ben bunu değiştirmek için çok çabaladım, hala çabalıyorum elbet ancak eskisi gibi yoğun istekle olmuyor, savaşamıyorum. Kendimi 90 yaşına merdiveni dayamış, hızla basamakları çıkan biri ne kadar yaşam isteği doluysa o kadar dolu hissediyorum. Kimi zaman aşırı enerjik, ancak çoğu zaman felçli bir hastadan daha hareketsiz.
Dediğim gibi ve muhtemelen yazının devamında da birkaç kez tekrarlayacağım üzere sevgili okur, çok uzun zaman geçti, bu kişiliğin vadesi doldu, ancak koltuk sevdalısı biraz, inmiyor makamından. İnan 23 Nisan’da bile çocuk kılığına girdi sırf koltuğu vermemek için, öyle pis, öyle karaktersiz bu. Bunu seninle el ele verip aşmayı umuyorum, yardım edersin değil mi? Sesin biraz az geliyor ama sinyal zayıf galiba, evet olarak alıyorum yanıtını, zira aksini söylediysen işim biraz zor demektir.
Geleceği inşa etmek için geçmişi anlamak, günümüzü doğru yönlendirmek gerek. Benim içimdeki okullar şu sıralar kapalı, fırtına sebebiyle aileler çocuklarını salmıyorlar sokağa oynasınlar diye, okula mı gönderecekler. Ama yakın zamanda fırtına geçecek, o zaman o çocuklarla yemyeşil bir geleceğe döneceğim, dönmek zorundayım. Yoksa kendi gezegenimin sonu da bu gezegen gibi beton-kentlerle olacak, bu korkunç geleceği engellemek için her şeyi yapmak zorundayım. Bugün buradayım, yazıyorum çünkü her ne kadar enerjim kalmamış olsa da, bu savaşı kazanma inancım düşmüş olsa da teslim olmayı kendime yediremiyorum. Kaybedersek de savaşarak kaybedelim, onurumuzla çekip gidelim bu diyardan sevgili okur, kimsenin esiri olmadan, hiçbir yaptığımızdan pişmanlık duymadan.
Savaş garip bir şey, sen de bilirsin sevgili okur. Bu satırları okuyacak insan savaşı görmüş, savaştan bezmiş insan olur ancak. Yorulmuştur, teslim olmak ister ama olmayalım sevgili okur. Sana söylüyorum evet, bırak bu “Ben yoruldum, savaşmaktan bıktım, istemiyorum.” cümlelerini. Biliyorum sonuç kesin değil ama yalnız da olmayacaksın. Uzayın en derinlerinden deli bir zaman lordu olacak yanında daima. Ne zaman ihtiyacın olsa saniye gecikmeyecek eminim, adı üstünde, zaman lordu (TARDIS arıza yaparsa biraz gecikme olabilir ama). Bu yüzden ben bu savaşa gireceğim, ama yalnız girmeyeceğim biliyorum, sen de geleceksin okur, sen de gelmelisin, gel ki insanlığa dair son ümidim de uçup gitmesin ellerimden.
Şimdi biraz daha sorunlarla yüzleşme vakti, yeterince kaçtım galiba. Huzursuzluk kaplıyım, hazır hissedemiyorum galiba. Bu satırlar belki de kelime sayısı olarak en kısa, ancak metnin yazması en uzun süren paragrafına ev sahipliği yapacaklar. Geldiği gibi yazmak mümkün olmuyor. Hayat kimse için adil değil, burası zannımca hepimizin ortak noktası. Gerçekten yazmak güç oluyor… ben pek anlatabilen bir insan değilim yakın çevresiyle ilgili olanları sevgili okur, bilirsin elbet, anlatsam da böyle burda anlatamam, rahat edemem. Kendimi boğa boğa bu hale geldim, biraz ellerimi serbest bıraktığım için kimse küfretmez herhalde bana.
“Her ölüm erken ölümdür” der Cemal Süreya “Üstü Kalsın” şiirinde, çok da güzel şiirdir. Ancak eksiktir bana kalırsa bu cümle. Her ölüm elbet erken ölümdür, ancak her ölüm erken olduğu kadar biraz da intihardır bence sevgili okur. Kimi planlar yapar bunu, kimi farkında olmadan yürür ölümün kucağına, bu intihar kaçınılmazdır, elbet olur. Tarihi bilmek isteyenlerin intihar haberini, öğrenmek istemeyenlerin ise sıradan ölüm haberlerini alırız. Konudan çok saptım biliyorum sevgili okur, ama toparlayacağım merak etme. Kendimi boğmaktan bahsedince aklıma geldi bu cümle, o yüzden girdim bu konuya. Herkes boğmuyor mu kendini gerçekten de, her gün binlerce dertle boğuşup en son kişisel dert havuzumuzda kendimizi boğmaktan daha keyifli bir şey olmuyor galiba, olsa onu yapardık çünkü. Yapardık değil mi sevgili okur? Yoksa yapmayıp kendimizi dertlere gömüp gün doğumunu, gün batımını seyretmenin özlemiyle yanıp tutuşmayı mı yeğlerdik? Uzun uzun dostlarımızla oturup konuşmayı mı seçerdik boğulmak yerine? Peki ben neden kendimi boğmayı bu kadar uzun tuttum madem daha güzel şeyler var? Uzun zaman oldu gün doğumunu seyretmeyeli sevgili okur, bugün yapmayı düşünüyorum, evrene hala burada olduğumu, hala savaştığımı göstermek için. Pes etmeyeceğimi göstermek için. Sen de yapmak ister misin? Bir yaz gecesi çimenlere oturup sabaha kadar konuşmaktan daha keyifli ne olabilir ki insanın hayatında? İki gün kulağında çınlama bırakan kalitesiz amfili konserler mi? Bitmek bilmeyen okul ve iş gürültüleri mi? İnsanların anlamsız varlıkları mı? .
Sıkıldın sevgili okur biliyorum, kusuruma bakma, tek seferde atasım var her şeyi, her ne kadar mümkün olmasa da ve ben bunun bilincinde olsam da. Fazla tutmayacağım demek isterim, ama yalan söylemeyi sevmiyorum, biliyorsun. O yüzden eğer metnin herhangi bir yerinde sıkılıp okumayı bıraktıysan ya da bırakırsan canın sağ olsun derim sevgili okur, kendi isteğinle dert dinleyene başka ne denir ki?
Biraz hareket edelim tabi, böyle otur otur olmuyor, az temiz hava alalım dışarıda gezip, biraz serindir şu sıralar ama derin bir nefes alıp huzura kavuşuruz, olmaz mı sevgili okur? Tüm karamsarlıklarımızı atalım o derin nefesle beraber, tüm pes etmişliklerimizi, tüm birikenleri, tutmayalım artık içimizde. Zehir durdukça alışıyoruz gibi geliyor, ama alışamıyoruz, sadece kopması güç hale geliyor sevgili okur. Yaşam bizim gibiler için var elbet, insan olmak isteyenler için, buna çaba gösterenler için. Dünyanın en gereksiz varlıkları dahi mutlu olabiliyorken biz neden olmayalım sevgili okur? Neden onlara nasıl mutlu olunacağının dersini verircesine mutlu olmayalım, mutlu etmeyelim? Yapalım bunu, öyle bir yapalım ki insanlar örnek alsın, aydınlansın kararmış beton kentler, beton kalpler. İyilik dağıtalım etrafa, elbet birilerine denk gelir, biz de amacımıza ulaşırız. Çünkü sevgi nefretle değil, yine sevgiyle gelişir. Kartopu etkisi misali bir iyilik binlerce iyiliğin ilk adımı olur. Ama iyilik yapmak için ufak bir şeye ihtiyaç var sevgili okur, korkma maddiyat değil, ama yapması biraz zor olacak bizim için. Kendimizle barışmamız, kendimizi sevmemiz gerekiyor. İlk yardımı kendimize yapmamız gerekiyor. Biliyorum zor, ama yapmamız gerek sevgili okur. Beni yalnız bırakmayacağını düşünüyorum, bırakmazsın değil mi?
Metni çok uzattım, şimdilik bitireyim burada bunu, artık halk isyanda, daha sık yazarım herhalde. Sen de olursan tadından yenmez buralar sevgili okur. Bu savaşı beraber götürmeliyiz, beraber savaşmalıyız ki kazanalım, yoksa bende tek başıma kazanacak güç kalmadı pek.
Kendine iyi bak sevgili okur.
Sevgiyle, saygıyla, insanlıkla,
En yıldızlı gecelerle kal.
-Uzaylı Dostun.


--0 Yorum yap--