Seyahat (Bölüm 3/Final)
Ah, geldin demek. Haydi gidelim de burayı yöneten dostlarımızı ziyaret edelim ve sonrasında gezimizi sonlandıralım.
Alalım bisikletlerimizi, düşelim yollara. Biliyor musun çocukken doğru düzgün bisiklete hiç binemedim ben, evin önünden yol geçtiği için çok tehlikeliymiş, izin vermezlerdi hiç. En son yeltendiğimde bisikleti çatıda iki parça halinde bulmuştum, halbuki sadece çatıda sürüyordum. Ebeveyn olmak aşırı korumacılığı da getiriyor galiba.
Bu kadar teknolojiyle iç içe oluşum da ondan olsa gerek. Tabii 99 depreminin de katkısı var o konuda. O deprem olmasaydı ben şu an burada bu satırları yazmıyor olabilirdim. Ki dürüst olmalıyım ve eminim sen de bana katılacaksın; depremin olmamasını yeğlerdim.
Deprem sonrası köyde kaldık bir süre ve kuzenlerimin bulunduğu ev dönemin en modern bilişim odalarından biriydi adeta. O yaşlarda beni o odaya salmışlar. Araba çarpacağına elektrik çarpsın diye herhalde. Öyle öyle ilgim gelişti teknolojiye, bu güne geldim. Ancak getirdiği kadar götürdü 99 depremi tüm insanlardan. Yaklaşık 20.000 insanın canını, milyonlarca insanın yaşam sevincini ve umudunu götürdü. Sahtekar müteahhitlerin çalıp çırptığı binaları ve daha nicesini götürdü saniyeler içinde…
Neyse, konudan saptık yine. Yönetim binasına geldik, buradan olması lazım girişin, bir dakika bakayım. Evet burası, haydi girelim.
Burası bürokrasinin döndüğü yer sevgili dostum, o yüzden fazlasıyla yoğun, gürültülü ve karmaşık. Düzenlemek için elimizden geleni yapıyoruz ancak çok fazla veri girişi var, yetişemiyoruz. İşe alım yapmak için ilan verdik ancak henüz dönen yok, suçlayamam da. Tüm gezegenin en sıkıcı ve boğucu yerinde durmadan çalışmayı kimse istemez. Temizlik için de elimizden geleni yapıyoruz ama görüyorsun, faks makineleri durmadan çalışıyor, kağıt yetiştirmek için sadece onunla görevli yirmi üç çalışan var.
Birileri bize çarpmadan üst kata çıksak iyi olacak. Seni güzel bir kahve içmeden yollamam. Asansör şu tarafta, ancak istersen merdivenleri de kullanabiliriz.
Ah, madem öyle istiyorsun. Bu arada belirtmem gereken bir husus var, en üst kata çıktığımızda göreceğin manzara karşısında donup kalabilirsin bir süre için, kendini hazırlamanda fayda var. Evvet, geldik. Kapa bakalım gözlerini! Hazır mısın?
Başlıyoruz!
Evet artık açabilirsin sevgili dostum. Bahsettiğim kadar varmış değil mi? Haydi gel, odama geçelim de güzelce kahvemizi içip dinlenelim.
Eveet sevgili dostum, kahvelerimiz de geldi, afiyet olsun. Varsa herhangi bir sorun, önerin yahut şikayetin lütfen anlat, dinlemekten keyif alırım.
…
Gitmek istediğinden emin misin? Burada daima yeni dostlarımız için yerimiz var. Eğer ısrarcıysan sana buranın hatırası amacıyla bir kitap hediye edeceğim kıymetli dostum. Ne zaman gelmek istersen kapımız sana açık, aklında bulunsun.
Kendine dikkat et, umudunu kaybetme ve ne olursa olsun hep mutlu kal, benliğinle kal.
Ç Gezegeni halkı adına ve kendi adıma seni selamlıyorum.


--1 Yorum yap--
Bazen duygu ve düşünceler kelimeler ile anlatılamazlar, özellikle senin gibi bir dostu var ise karşı tarafın bu daha da zor oluyor. Yaşadığını yaşatman, hissettiğini hissettirmen güzel dostum tam da bundan bahsediyorum
O güzel kalbinde ne kadar güzel şeyler var öyle en az senin kadar değerli düşüncelerin evet evet çok değerliler özellik benim için daha önce de dedim bağımlılık yaptığını, level atlıyor her defasında lakiin hiç rahatsız değilim bu durumdan çok konuştum farkındayım birgün beraber de kahve içeriz değil mi?