Karışık Kaset
Selamlaar, selamlaar, selamlar sana dostum!
Bugünkü konudan bahsetmeden önce konu müziğini veriyorum;
Vera -Beyoğlu’nun Canını Almışlar
“Beyoğlu’nun canını almışlar.
Eski zamanlara yol vermişler.
Kaldırım taşları ardında,
Sanki yanmış bütün dünya!”
“Biraz birazdım her şeyden,
Dün biraz sinirlenmiştim mesela.
Yarın bir kadını seveceğim biraz.
Biraz biraz kör oldum bugünlerde.”
Çok alıntılı başladık, ama adından bahsedip de şiirden kesit atmasak olmazdı değil mi dostum? Hele ki böyle güzel bir şiirden. Neyse, konumuza dönelim. Vera ile başladık, biraz da Vera grubu ile aynı isme sahip, edebiyatımızın unutulmayan, şıpsevdi aşığı olarak tanımlayacağım Nazım Hikmet abimizin Vera’sından bahsedelim.
“Lanet olsun, ne muazzam şey seni sevmek!” cümlesiyle gönüllerde ve hafızalarda yer eder bu sevgi. Nazım abimiz Moskova’ya seyahati sırasında bir arkadaşı aracılığıyla tanışır Vera ile ve o an aşık olur. Arada engeller vardır, ikisi de evlidir, çocukları vardır ve yaş farkı vardır. Nazım Hikmet’in gözü görmez hiçbirini. En güzel şiirlerini yazar Vera’ya, en sonunda da amacına ulaşır, evlenirler. İkisi de adeta ikinci baharlarını yaşar, şehirler gezerler beraber, toplantılara falan katılırlar.
1963 yazını bilirsin sevgili dostum, edebiyatın büyük bir insanı kaybettiği yazdır. Haziran’ın üçünde kalp krizi geçirir Nazım. Hastaneye kaldırılsa da, müdahale yapılsa da geri dönmemek üzere ayrılır aramızdan ve geriye cüzdanındaki resminin arkasında yazan şu mısralar kalır:
“Gelsene dedi bana
Kalsana dedi bana
Gülsene dedi bana
Ölsene dedi bana
Geldim
Kaldım
Güldüm
Öldüm”
Fazla karamsar oldu bu yazı galiba. Ancak edebiyat ve tarihin kesiştiği yerde mutlu olaylar çok az ortaya çıkar kıymetli dostum, sen de biliyorsun. Ümit Yaşar Oğuzcan mesela, edebiyatımızın en önemli şairlerinden biridir. “Milyon Kere Ayten” şiiri kişisel favorim olsa da, hikayesini sonradan öğrendiğim bir şiir var, oğlu için yazdığı bir şiir. Ondan bahsedeyim istiyorum.
Ümit Yaşar Oğuzcan hayatı boyunca birkaç kez intihara teşebbüs etmiş bir şairimiz. Şiirlerindeki melankolinin nasıl oluştuğu aşikar. Bu denemeler oğlu olduktan sonra da devam eder ve ev içinde bu konular konuşuldukça evdeki huzur da giderek azalır. 1973 yılında 17 yaşında bir delikanlı olan Vedat Oğuzcan ise daha fazla dayanamaz bu duruma, çıkar Galata Kulesi’ne ve adeta babasına bir ders verircesine bırakır kendini kuleden aşağıya. Kendini yere attığında elinde bir not olduğu söylenir, bahsi geçen notta şöyle yazmaktadır: “Baba öyle intihar edilmez, böyle edilir.”
Ümit Yaşar Oğuzcan için yaşamanın asıl işkence haline geldiği yıllar böylelikle başlar ve bir şiir yazar oğlu için, adı “Galata Kulesi” olan bir şiir:
“Bir fincan kahve, bir kadeh konyak,
Ölüm yolcusunun son arzusuydu bu,
bir adam düştü Galata Kulesi’nden;
bu adam benim oğlumdu.”
Laf Galata Kulesi’nden açılmışken Kız Kulesi ile olan büyük aşklarından ve bu aşkın meyvesinden bahsetmezsek olmaz. Belki duymuşsundur. Bu büyük aşkı duymuşsundur en azından ama meyvesini pek duyan olmaz, Sunay Akın okuyanlar hariç. Biraz bahsedeyim, havalar olumlu gelsin.
528 Yılında, Kız Kulesi’nin tam karşısında dikilen heybetli, yakışıklı Galata Kulesi yükselmiş yavaş yavaş. İstanbul’un güzel kızı ile yaman delikanlısının aşkı daha Galata Kulesi yükselirken başlamış. Ancak bu efsanevi aşk, büyük olduğu kadar da imkansızmış. Aralarında koca bir deniz varken ikisi de birbirine ulaşamamış. Günlerden bir gün Galata Kulesi, Hezarfen ile yazdığı tüm mektupları yollamış Kız Kulesi’ne. Ama daha kuleye ulaşamadan denize dökülmüş mektuplar. Neyse ki görmüş Kız Kulesi durumu, martılar ile şarkılar söylemiş Galata Kulesi’ne.
Bu aşkın meyvesi ise tek gecelik bir aşk hikayesi ile doğar. Ancak minareler baskın gelir, çocuğu tutamazlar orada. Babası Galata Kulesi’ne son bir bakış atarak Lizbon’a yerleşir çocuk ve Belem Kulesi adını alır. Tıpkı anne babası gibi hapishane olarak kullanılır bir dönem. Ancak bu hikayenin en büyük kanıtı ise şudur;
Belem Kulesi görünüş olarak aynı babası olan Galata Kulesi’ne benzer ve kayalıklar üzerinde kuruludur, tıpkı annesi Kız Kulesi gibi.
İşte böyle sevgili dostum, daha fazla da gözlerini yormadan burada sonlandırıyorum yazıyı, arada yaparım belki böyle şeyler.
Kendine iyi bak,
Bol yıldızlı geceler ile kal
Ve her şeyden önce;
Mutlu kal sevgili dostum.



--0 Yorum yap--